KOBİ Güncesi Yazı 6: "İşe Anlam Katmak"

21 Ekim 2020 Çarşamba 11:44
1135
Okunma
0
Beğenme

 

İşime Nasıl Anlam Katabilirim?

Yazımın başlığı “işime nasıl anlam katarım” olsa da, ilk durak kişinin kendi anlam arayışını ortaya koymak. Çünkü kişi kendi dünyasında anlam açısından netleştiğinde veya bu arayış yolculuğunu sürdürdüğünde, kendi yaptığı işe katacağı anlam da bütünsel ve derin bir içerik kazanıyor.

 

Kavramlara Bakalım

Türk Dil Kurumu Büyük Sözlükte, anlam; ”bir kelime, söz, davranış veya olgudan anlaşılan şey, bunların hatırlattığı düşünce; bir önermenin, tasarının, düşüncenin veya eserin anlatmak istediği şey olarak ifade edilmekte. Bedia Akarsu’nun, Felsefe Terimleri Sözlüğü’nde de benzer bir tanım yer alıyor.

Anlam, bir kelime, söz, olgu ya da davranışın kişiye hatırlattığı, düşündürdüğü, hissettirdiği şey ve görülüyor ki oldukça kişisel. Algılanması, algılanan şeyin kişide yarattığı düşünce ve duygulanım kişiye özgü bir nitelik taşıyor. O açıdan sorumuz şöyle olmalı, kişide anlamı oluşturan süreç nasıl oluşuyor, temel kaldıraçlar neler?

Danimarkalı filozof S. Kierkrgaad’a (1813-1855) göre anlam bilgiden farklı. Kierkgaad’a göre bilgi de önemli ancak anlam yaşanan, deneyimlenen şey, kişinin değerlerini, inançlarını araması demek.

Fransız yazar ve düşünür Jean Paul Sartre (1905-1980) “anlam”ın son derece kişisel, kişiye özgü
olduğuna vurgu yapıyor. Kişinin kendi anlamı ve onu destekleyen değerlerine göre davranışının
sorumluluğunu almasının önemini ortaya koyuyor.

Burada bir noktaya dikkat etmek gerek. “Ben değerliyim” hepimiz için geçerli bir cümle. Ancak burada anlatmaya çalıştığım “değer” bu değil.

Kişiyi var eden, ilkelerini besleyen temel davranışlarını tetikleyen, karakterinin özelliklerini taşıyan bir tür kişinin DNA’sı gibi tanımlayabileceğimiz değerleri ifade ediyorum. Örneğin kişinin kendini adil olarak tanımlaması, çalışkan olarak tanımlaması, hoşgörülü tanımlaması gibi. Adillik, çalışkanlık, hoşgörü bu örnekte kişinin değerleri. Bu değerlerin ne anlama geldiği de çok kişisel. Çalışkanlık değerini benimseyen iki kişiden birinin çalışkanlık tanım başka, diğerinin başka olabilir. O açıdan kişinin deneyimleri, kişinin o deneyimler üstünde düşünmesi ve davranışlarını ona göre şekillendirmesi herkeste farklı.

Bizim kültürümüzün derinliklerinde de anlam ve anlamın kişiye özgü ve hatta kişinin bunu kendinde araması yani kendi değerlerini bilmesinin önemi, o değerlere göre yaşamına anlam vermesi vurgulanıyor. 13. yüzyılda yaşamış Mevlana Celalleddin-i Rumi “Bir can var canında, o canı ara…. Ama dışarıda değil, aradığını kendinde ara” derken bu kişisel yolculuğa işaret ediyor. 13. yüzyıl sonu ve 14. yüzyıl başında yaşadığı düşünülen Yunus Emre’de “Bir ben vardır bende, benden içeru” dizeleri ile aynı tınıyla bizlere sesleniyor.

 

İş, Anlam ve Sorular

Charlie Chaplin’in (Şarlo) Modern Zamanlar filminin ikonikleşmiş sahnesini hatırlarsınız. Chaplin, bir fabrikanın üretim bandında sadece vidaları sıkan, bunu akan bandın hızında gerçekleştirmek durumunda olan bir işçidir. Kişi olarak yoktur sanki, hiç var olmamış gibidir. Bu duruma doğrudan isyan etmese de, bir noktada algısı tamamen farklılaşır, kendini makinenin bir uzantısı, dişlisi gibi görmeye başlar. Bunun sonucunda ise vida şeklinde gördüğü her şeyi sıkmak isteyen ve gerçekliğini kaybeden bir duruma düşer. Güldüren çokça da düşündüren bir sahnedir bu. Chaplin’in derin anlatımı bize, kişinin var olması gereğini ve yaptığı işte anlam bulmasının ne denli önemli olduğunu çarpıcı şekilde gösterir.

Kariyerimiz boyunca iş hayatında farklı deneyimler yaşıyoruz. Bunların bazıları istediğimiz yönde olurken, bazıları da hiç istemediğimiz yönde olabiliyor, bizi zorluyor, üzebiliyor. Bazen seçimleri kendi istediğimizin tam tersi yönde yapmak durumunda bile kalabiliyoruz. Yaptığımız işle bir anlam köprüsü kuramadığımız zamanlarda umutsuzluğa düşebiliyoruz. Bu noktada kişi nasıl bir yol izlemeli? Neleri kendine sorsa ya da nelere dikkat etse iyi olur? Kariyerimizde pozisyon ve görev olarak yükselmeyi düşünürken, işimizin bizde yarattığı anlam üstünde yeteri kadar düşünüyor muyuz acaba?

Benim Anlam Üçgenim

Bu konuda logoterapinin yani anlam terapisinin yaratıcısı Viktor Frankl (1905-1997)’a kulak vermek yararlı olabilir. Frankl, Avusturyalı bir nörolog ve psikiyatrist. Yahudi olduğu için ikinci dünya savaşında toplama kampına gönderiliyor. Bu kamplarda babasını, annesini ve eşini kaybediyor. Hayatta kalması neredeyse imkansız olan kamplarda hayatta kalarak, logoterapinin temellerini bizzat bir dram içinde yaşayarak test ediyor. Kampa girerken üstünde çalıştığı kitabının tüm parçaları dağıldığında, o gözlemleyerek ve savaş bittiğinde tüm aklında kalanları dokuz gün gibi kısa bir sürede kitaba dönüştürerek insanın anlam arayışının önemini vurguluyor. Yazdığı “İnsanın Anlam Arayışı” kitabı birçok dile çevrilen bir baş yapıt. Kitapta hem toplama kampındaki zamanları, hem de logoterapi adını verdiği felsefesini, kişilik kuramını ve psikoterapi yönteminin genel hatlarını açıklıyor. Logoterapi, Freud ve Adler’in ekollerinden sonra psikoterapinin üçüncü Viyana Okulu olarak da bilinmekte. Viktor Frankl’ın hayatımızda anlamı üç şeklide bulacağımızı söylüyor. Bu da aslında yukarıda
bahsettiğim değerlerle bağlantılı.

  1. YARATMA DEĞERLERİ: Bir şey yaratarak anlam bulmak. Kişinin çevresine, yaşama verdikleri, ürettikleri ile anlam bulmasını ifade ediyor. Kişinin yarattıklarını fark etmesi ve onun kendi hayatında ve başkalarının hayatında nasıl bir yer tuttuğunu kavramasıdır.

Kişinin çalışmaları, çabaları, kabiliyetleri, amaçladıkları aracılığı ile kendine ve başkalarına sağlamış olduğu katkılar nelerdir? Gerçekleştirdiği hedeflerle yani yarattıklarıyla başkalarına neler verdi, ne dokunuşlarda bulundu? Örneğin, kişinin yaptığı iş, kazandığı paradan öte ne anlam taşıyor?

  1. DENEYİM DEĞERLERİ: Bir şey deneyimleyerek anlam bulmak. Başka kişilerle, kültürlerle, doğayla, felsefeyle, bilimle, çevreyle ve benzeri unsurlarla olan ve kişide derin anlam uyandırmış deneyimleri nelerdir?

Kişiyi en derinden etkileyen, iz bırakan, düşündüren deneyimleri, karşılaştıkları.

  1. TUTUM DEĞERLERİ: Döndürülemeyecek bir durum karşısında tutumumuzu belirleyerek anlam bulmaktır. Kendime, “koşullarıma karşı koyup kahramanca veya ihtiyaçlarım dışında sadece değer verdiğim şeyleri hayata geçirme adına gerçekleştirdiğim duruş tavır ve davranışlar nelerdir? Hangi acı, kısıt ve engellemeleri, kahramanca karşılayıp bir zafere dönüştürdüm? Neden bu benim başıma geldi?” yerine “Bu zor durumda şimdi ne yapabilirim?” diye sormak önemlidir.

Yaratma değerleri, deneyim değerleri ve tutum değerleri aynı zamanda kişinin anlam üçgenini oluşturur. Kişi, karşılaştığı durumlar, işi ve diğer alanlarda yaşama ne verdiğini (yarattıkları), yaşamdan ne aldığı, neleri deneyimlediği (deneyim) ve nasıl bir tutum ve bunun sonucunda davranış içinde olduğunu kendine sorması ve düşünmesi “kişinin anlam üçgeni”ni oluşturmasına ve farkındalığına katkı sağlayacaktır.

O zaman düşünmemiz gerek;

  • Bizim anlam üçgenimizde neler var?
  • İşimizi bu açıdan ele alırsak neler söylemek mümkün?
  • İşimizi bu değerlere göre tanımlarsak nasıl bir tanım çıkar? Görev tanımından ne kadar farklı?

 

 

CV, Latince iki kelimenin baş harflerinden oluşuyor. “Curriculum Vitae”. “Curriculum”, seçilen yol, seyir, koşu, tur anlamlarında. “Vitae” ise yaşam, hayat anlamına geliyor. Curriculum Vitae (CV), hayatımın seyri, yaşam yolum olarak adlandırılabilir. Bu bilgiler ışığında CV’nize ve yaptığınız şeylere tekrar bakmak, belki yeni anlamları ve yaşamınızın yeni seyrini de beraberinde getirecektir.


Son Sözler

Kişi, koşullardan bağımsız değil elbette. İster biyolojik, ister psikolojik ister sosyal olsun sahip
olduğumuz koşulların kısıtları var. Ancak, kişi bu kısıt ve koşullarına karşı bir duruş sergileme, tavır geliştirme konusunda özgürlüğe de sahip. Gerçekleşen bir olay ya da bir durum ile ona verilecek tepkinin (cevap) arasında geçen bir zaman var. Kişi, o sürede verilecek tepki /cevap her neyse onu seçme özgürlüğüne sahip. Ve aslında bundan sorumlu. Frankl, şikayet ederek anlam yaratmayı ıskaladığımızı söylüyor. Bunun yerine kendi tepkilerimizi, etrafa, olaylara ve aslında yaşama verdiğimiz tepkilere bakmak, anlamak, anlamlandırmak sorumluluğumuz olduğunu hatırlatıyor, asıl mesele başımıza gelen değil, başımıza gelene verdiğimiz cevaptır diyor.

Sonraki yazımızda buluşana kadar sağlıcakla kalın…

Dr. Habibe AKŞİT



 Yorumlar 
Yorum Ekle


Benzer Videolar
Liderlik ve Bağlılık Yaratma
Kurum Kültürü
Organizasyon Neden Önemli?
Finansal Teknolojiler
Cesaretten Merhamete 1 - Giriş
Şirketi Dönüştürme ve Geleceğe Taşıma
Organizasyon
Cesaretten Merhamete 3 - Hayret
Blockchain, Sağlık Sektörünü Nasıl Dönüştürecek?
Yeni Nesil Okullar


Benzer Makaleler
2020 İçin Nesnelerin İnterneti Hakkında Temel Tahminler
KOBİ Güncesi Yazı 20: "Sosyal Sorumluluk ve Benim Sorumluluğum"
KOBİ Güncesi Yazı 2: "Kurumsallaşmalı mıyım?"
KOBİ Güncesi Yazı 13: "KOBİ'lerde İnsan Kaynakları Yönetimi"
KOBİ Güncesi Yazı 1: "Yönetici mi Olayım Lider mi?"
Yeni Koronavirüs Hastalığı (COVID-19)
KOBİ Güncesi Yazı 5: "Hayalden Hedefe Giden Yol"
KOBİ Güncesi Yazı 3: "Açık ve Örtülü Bilgi"
KOBİ Güncesi Yazı 21: "İş ve Özel Yaşam Arasındaki Denge"
KOBİ Güncesi Çok Yakında Sizlerle!